

BOĞAZI
YÜRÜYEREK GEÇMEK ...
Zaman
1954'ün Şubat ayı. İnsanlar İstanbul Boğazı’nın bir
yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyorlar.
O tarihte Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları Büyükdere,
Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz denizi
haline çevirmişti.
Tarihçiler, İstanbul'un bu tip kışları zaman zaman yaşadığını
söylüyorlar. İstanbul yakın tarihimizdeki en şiddetli kışı,
tavuk ve kuşların donup bir buzdan heykel haline geldiği söylenen
1929 yılında yaşamış.
İstanbul'un kışları 25 Şubat 2001 tarihli Milliyet
Gazetesinde, "Boğaz ve Haliç buz tutmuştu" başlığı
altında şu şekilde anlatılmış: "47
yıl önce bu hafta İstanbul Boğazı’nda buz parçaları yüzüyordu.
Üstelik bu bir kereye mahsus değildi. İstanbul Boğazı ve Haliç
belirli aralıklarla buz tutarmış. Bir de şimdiki kışlara bakın.
Bundan 47 yıl önce İstanbul Boğazı’nın iki yakasında
bulunan Poyrazköy-Rumeli Kavağı arasında denizin üstünden yürümek
mümkün olmuştu.
Hayır, bu hikaye Hz. Musa ve Kızıldeniz macerasının 20’nci
yüzyıl versiyonu değil. 24 Şubat 1954’te İstanbul Boğazı’nın
sularına bakanlar - 2001 yılında sıkça gördükleri gibi -
parlayan güneşin yansımasını değil, buz parçaları ve
minyatür buzdağları gördü. Çünkü Tuna’dan Karadeniz’e
akan büyük buz blokları uzun seyahatlerine Boğaz’dan devam
etmeyi uygun görmüşlerdi.
Büyükdere, Çengelköy ve Kanlıca kıyıları koyları buzla
doldu. Ortaköy önleri de öyle. Ve gerçekten de Poyrazköy ve
Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşıdan karşıya geçenler
oldu. Vapur seferleri iptal edildi. Buz akımı da marta kadar sürdü.
Buz üstünde fotoğraf - 24 Şubat 1954’te görünen buz kütleleri
yine Boğaz trafiğini aksatmıştı. Meraklılar buz üstünde yürümüş,
hatta kimileri sandallara atlayıp bu buz kütlelerinin yanına
gitmiş, yanlarında getirdikleri bayrakları dikerek fotoğraf çektirmişlerdi.
Bu olayın en önemli yanı ise, bu tarihten sonra böyle bir tecrübenin
yaşanmamış olmasıdır.
Küresel ısınmadan mıdır bilinmez, bu kış İstanbul’da sıcaklık
hep mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Gazetelerde üç günde
bir çıkan "Müthiş soğuk geliyor, kar her yeri
vuracak" haberleri hep ıska geçti. Bayram sırasında bol
bol edilecek "Nerede o eski bayramlar" muhabbetine ısınma
hareketleri dahilinde, gittik tarihçi Eser Tutel’in kapısını
çaldık; "Nerede İstanbul’un o eski kışları?"
diye sorduk. İşte kimi Tutel’in ağzından dökülen, kimi
kitaplarında yazılı eski İstanbul kışları:
• 401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma
20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta
ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta
Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına
dair belgeler var.
• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım
mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar.
Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi
ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve
hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor.
• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra
928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş.
Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...
• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten
sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş.
Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı
genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların
arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.
• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda
sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz
kalmış.
• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar,
Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp
geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım
gönderememiş.
• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli
kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından
1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri
limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı.
Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile
Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde
bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların
Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.
Çocukların hokkalarındaki mürekkeplerin bile donduğu, kümeslerde
yaşayan tavukların kaskatı kesilerek buzdan heykele döndüğü
o günleri yaşayanlar, ağaçlarda donarak dallardan düşecek kuşları
kapmak için ağızları açık, ağacın altında bekleyen uyanık
sokak kedilerini anlatırlar.
Uğursuzluk alameti - Haliç’in tümü, Boğaz’ın da bir bölümü
donunca tarihçi Vasıf durumu "Deniz 68’de dondu, buzdan
bendeniz geçtim" diye nakletti.
Osmanlı döneminde buz kütleleri Karadeniz’den geldikçe
devrin müneccimleri olayı uğursuzluğa yormuşlar, şehri büyük
faciaların beklediğine inanmışlar.
Dönemin şairlerinden Seyyid Haşimi, bu olayla ilgili olarak şu
mısra ile olayın geçtiği tarihi Hicri takvime göre de
belirtiyordu:
"Yol oldu Üsküdar’a, bin otuz’da Akdeniz dondu!"
Şair Neşati ise şöyle yazmış:
"Lütfen ve mana ana dedi Neşati tarih
Be meded dondu bin otuzda soğuktan derya!"
1755 yılında yaşanan soğukta Haliç’in bütün, Boğaz’ın
da önemli bir bölümü donunca halk Defterdar ile Sütlüce
iskeleleri arasında halk denizi yürüyerek geçmiş. Bu olayı
tarihçi Vasıf şöyle naklediyor:
"Buz üstünden geçen geldi, bana yaz dedi tarihin
Deniz 68’de dondu, buzdan bendeniz geçtim!"
İkinci mısrada "bendeniz" kullanılarak yapılan
kelime oyununa dikkat."
Boğazın bir yanından diğerine yürüyerek geçemedik ama lise
talebesiyken "Deli Tekin'in" motorsikleti ile donan
Ankara Gölbaşı'nın üzerinden geçtik.